DETAYLI ARAMA

Aramaİstediğiniz yurtdışı eğitim programına kolayca ulaşın.

EDİTÖRDEN


Elif Türel > Dünyanın Bir Numaralı Üniversitesinin Sırları Nelerdir? 11.Ağustos.2015

Arkadaşıma gönder

Beğen / Favorilere Ekle

California Institute of Technology nasıl bu kadar büyük küresel başarılara imza atabiliyor?

California Institute of Technology (Caltech), Times Higher Education dünya üniversiteler sıralamasında birinci sırada yer almaktadır. Kaliforniya'nın Pasadena bölgesinde kurulan, ana olarak bilim, mühendislik araştırma ve eğitim araştırmaları üzerine yoğunlaşan bir üniversitedir. 2300 öğrenci barındıran ve 300 fakülteden oluşan Caltech güncel ve geçmiş öğrencilerinin 31 adet Nobel ödülü adayı olmasıyla ayrıcalık kazanır. Caltech aynı zamanda NASA için Jet yakıtı geliştirme departmanlarına sahiptir ve araştırmalar burada yapılmaktadır.


    Times Higher Education World University Rankings listesi için tıklayınız.




California Institute of Technology’nin hikayesini eğer ki rakamlara indirgeyerek anlatmaya başlarsak nereden başlanacağına karar vermek çok zor olacaktır. 

Üniversite 123 yaşında, bünyesinde ve mezunları arasında 57 ABD Ulusal Bilim Madalyası ve 32 Nobel Ödülü sahibini barındırıyor.

Times Higher Education’ın sıralamasına göre okul, 2015 yılında dünyanın en iyi üniversite olarak bir numaraydı ve önceki üç yıl boyunca da sahip olduğu birincilik ünvanını böylece korumuş oldu. Bu başarısını toplamda 300 öğretim üyesiyle elde ettiğinin altını çizmekte fayda var.

Kısaca üniversite küçük bir yapıya sahip fakat bir o kadar da yaptığı işte çok iyi.

Mühendislik ve Uygulamalı Bilimler Departmanı başkanı Ares Rosakis Caltech’i diğer üniversiteler arasında çok farklı ve ilginç olarak tanımlıyor.

Caltech’in düzenli ve mütevazı kampüsü, San Gabriel Dağları’nın gölgesinde sakin yerleşim yeri Pasadena’nın içerisinde yer alıyor. Hollywood her ne kadar 15 mil kadar yakın da olsa tüm o gösteriş Caltech’e dünyalar kadar uzakta görünüyor.

Scientists at work at Caltech    Caltech’in gelmiş geçmiş tanınmış akademik kadro listesi tam anlamıyla bir yıldızlar kadrosu gibidir. Deprem büyüklüğünü belirten ölçeği bulan Charles Richter, günümüzdeki NASA’nın jet itici güç laboratuarının ilk lideri olan Theodore von Kármá o listedeki birkaç bilimadamından biridir. Çalışmasıyla Pluto’yu gezegenlik statüsünden eden adam olarak bilinen Mike Brown ve 2014’te temel fizikte yenilik ödülünü kazanan John Schwarz ise günümüzde akademik kadroda yer alan bilinen isimlerden.

Hiç şüphe yok ki Caltech çok özel bir yer, fakat bu konumunu nasıl elde etti? Rosakis’in bu soruya ilk cevabı Caltech’in büyüklüğüne odaklanıyor. 

“Ben her zaman bu küçük ölçeği materyallerde var olan özel özelliklerin çok küçük olduğunda var olması gibi bir durumla özdeştiriyorum.”

Üniversite bünyesinde toplam 600 araştırma görevlisi, 1204 lisansüstü öğrencisi ve sadece 977 lisans öğrencisi bulunuyor. Kar amacı gütmeyen özel üniversitenin 2017 lisans birinci sınıf mezunları sadece 249 öğrenci olacak.

Rosakis, MIT’nin Mühendislik Fakültesi’nde 490 öğretim üyesi olduğunu fakat Caltach’te kendi departmanında sadece 77 öğretim üyesine sahip olduğunu vurguluyor. Dolayısıyla ayakta kalabilmenin yolu tüm mühendislerin diğer tüm bilimlerle ietkileşim içerisinde olmasına bağlı. Üniversitenin küçük yapısına da bağlı olarak bu etkileşim kendi halinde ve doğal bir şekilde gelişmekte. Her ne kadar klişe gibi görünse de Caltach’deki disiplinlerarası pek çok muhteşem fikir kampüs kafesinde kahve içerken ortaya atılıyor.

Örneğin Fizik Profesörü Fiona Harrison ve Astronomi profesörü Benjamin M. Rosen havacılık mühendisliği ve temel fizik gibi pek çok alandan meslektaşlarıyla ortak çalışmalar yürütüyorlar.

Harrison, bazı büyük işleri yapabilmek için gerçekten büyük olmak gerekli şeklinde bir inanış olduğunu, fakat sonuç olarak Caltach’te çok özel bir ortam olduğunu ve kimsenin buna zarar vermek istediğini vurguluyor. Dolayısıyla bazı seçimler yer geldiğinde yapılmak zorunda ve araştırmanın bazı bölümleri kaynaklara odaklanama amaçlı sınır dışında bırakılmak zorunda oluyor.

Disiplinlerarası bu kültür 2013’teki Biyoloji Departmanı’nın yeni Biyoloji ve Biyoloji Mühendisliği Bölümü’ne dönüştürülmesinde de kendini göstermiştir. Bölüm Başkanı Steve Deyo’nun belirttiği şekilde değişim biyomühendislik bölümü’nün sentetik biyolojiye fakülte öncülüğünde dönüştürülmesi şeklinde gelişmiştir.

Caltech’in başarısındaki diğer bir faktör de aşırı derecede seçici akademik kadro işe alım politikasıdır. Deyo durumu şöyle anlatıyor, “Üniversite çok fazla akademik eleman alımı yapmıyor yıllara bakıldığında, çoğu durumda fakültelerde çok özel alanlarda en doğru kişiyi bulana kadar arayışın kimi zaman yıllarca devam ettiği akademik pozisyonlar oluyor.” 
  Satellite dishes at Caltech 

Rosakis ise durumu daha net ve çarpıcı bir şekilde dile getiriyor. “İş alımlarında asla hata yapamam. Carnegie Mellon bilişim bilimlerinde 200 akademik elemana sahipken biz 16 akademisyene sahibiz.Eğer ki bir ya da iki alımı yanlış gerçekleştirirsem bu bizim için büyük bir başarısızlık olur. Eğer bana 100 milyon dolarlık yatırımı fakülteye getirmek mi yoksa en iyi 10 kişiyi fakülteye katmak mı diye sorarsanız, 10 akademisyeni almak diye cevap veririm. O doğru insanlar zaten tüm yatırımları Caltech’e çekiyor olacaklar. İşe alımlar bizim birinci önceliğimiz, işe aldığımız insanlara başarılı olmaları için tüm imkanları sağlamaya çalışıyoruz. Diğer kurumlar aynı poziyon için 3-4 kişi işe alıp onların birbirleriyle yarışmasına izin veriyorlar. Biz ise en iyi kişiyi aldığımıza emin oluyoruz ve onları materyal tüm imkanları sağlayarak onlara bu eksiklikler sebebiyle başarısız olduk deme şansı tanımıyoruz.”

Post-doktora yapmak için Caltech’e gelen ve iki yıl sonra fakülteye katılan Harrison özellikle kurumun genç araştırmacılara olan inancını vurguluyor.


“Hepimiz yayınla ya da mahvol şeklindeki anlayışı duyduk, fakat Caltech gençlere yatırım yapıyor. Bana risk alabileceğim söylendi Caltech’te.”


Harrison’un aldığı risk karşılığını vermiş. Temeli yüksek enerjili X-rayleri kara delikleri çalışmak için kullanamaya dayanan NASA’nın NuSTAR Araştırma Görevi’nde Harrison baş araştırmacı olarak yer almaktadır.

Maddi kaynaklar da bir o kadar önem taşımaktadır. Caltech’teki bütçe üniversite içerisinde küçük yapılanmanın tersine oldukça geniştir ve 1.8 bilyon dolara eş değerdir.

Üniversitenin en büyük bağışçılarından biri 1054’te doktorasını Caltech’te yapmış çip üreticisi Intel’in ortak kurucularından Gordon Moore ve eşi Betty’dir. 2001 yılında çift, üniversiteye 600 milyon dolar bağışlamıştır. Harrison bağışla ilgili olarak Moore’un özellikle bu sıradışı miktardaki bağışın büyük bölümünün yenilikçi devletin desteklemeyeceği araştırmalara aktarılmasını istediğini belirtmiştir. Eğer ki yeni bir alan oluşturmak istiyorsanız fakat bunu uygulayabileceğiniz bütçe yoksa bunu Caltech’de yapabilirsiniz diyerek Harrison, yenilikçi ve sıradışı araştırma çeşitliliğine vurgu yapmıştır.

Fakat bütçe yalnız başına yeterli değildir, belirli bir düşünce yapısı ve davranış biçimi de önemlidir. Caltech’de geri dönüşümü olacak riskleri göze alabilmek de bunun bir parçasıdır.


“Kimsenin sadce makale yazmanız yeterli şeklide bir yaklaşımını görmedim, yeni bir şey ortaya atmak sadece makale yayınlamaktan çok daha önemli. Sadece rakamlar ya da atıf indeksi her şey demek değildir, bunun daha ötesinde daha yeni ve farklı nedir şeklinde geleceğe bakabilmektir. Sanırım bu bir miktar da kurumun kendi özgüveniyle alakalı. Pek çok kurum dışarı tarafından değerlendirilmek konusunda çok bilinçli, fakat Caltech’de bu durum yok.”


Bu özgüven Caltech’in devlet tarafından daha ekonomik sonuç odaklı araştırma baskısına daha temel, merak ve yenilik odaklı araştırmalardan yana tavrını koyarak boyun eğmemesini sağlamaktadır.

Mayo durumu şu şekilde açıklamıştır. “Kimse Caltech’e ben şirket kuracağım diye gelmiyor. İnsanlar buraya açık, yenilikçi ve disiplinlerarası çevresinden yararlanmak için geliyor. Eğer bu insanlar bazı keşifler yaparsa ve yeni bir şeyler ortaya koyarsa sonrasında ticarileşme süreci bir yan etki olarak ortaya çıkıyor.”

Eğer buluşlar uygulamalara dönüşürse Caltech, araştırma ve ticari faaliyletler arasında güvenlik duvarları üretmede çok dikkatli davranıyor. Teknoloji transferini sağlama konusunda kampüs dışı oluşturulan şirketler aracılığıyla özellikle sağlam bir çevresi var. Mayo Caltech’in diğer okullara göre bu tarz şirketlerin kurulmasını çok daha kolaylaştırdığını vurguluyor. Disiplineri ve bürokratik engellerin kaldırılması bu açıdan üniversiteyi diğer kurumlara göre daha cazip hale getirmiştir.

20 yıllık Harvard University kariyerinin ardından Markus Meister’in Caltech’e geçmesinde de en büyük faktörler bu etkenlere bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Meister’e göre iki kurum arasındaki en büyük fark işlerin Caltech’de çok daha kolay ve sorunsuz halledilebiliyor olması.

Biyoloji profesörü Lawrence A. Hanson, Jr.’un da belirttiği üzere Caltech’te işler Harvard’a göre çok daha hızlı ilerleyip sıkıntılar kolaylıkla aşılıyor. Temmuz 2012’de Caltech’e katılışından hemen birkaç ay sonra Meister, nörobiyolojide yeni bir lisansüstü programı planlarına girişmiş ve işe alımlara başlamıştı.


« Harvard’da yeni bir doktora programı oluşturmak tüm engelleri aşacağın minimum 3 yıllık bir süreç olacaktır. Fakat burada birkaç ay içinde yeni program hakkında konuşmaya başlamamızın ardından onay alındı ve yeni kataloğa program dahil edildi. »


Meister özellikle karar aşamasına dahil olan az insan olduğunu vurguluayıp bu durumun süreci nasıl hızlandırdığını belirtiyor. Bir telefon görüşmesiyle bile karar alabilmek mümkün.

Caltech Akademik Konseyi, fakülte promosyonları, maaşlar, yeni işe alımlar ve bütçe gibi önemli konuların konuşulduğu ve karara bağlandığı bir kurum. Konsey, Caltech’in altı farklı akademik bölümünün direktörlerinden ve başkandan oluşuyor.

Özetlemek gerekirse Caltech’in sıradışı başarısında etkili olan faktörler oldukça kolay görünüyor : kendi içinde küçük yapısı, disiplinlerarası geçişliliği, işe alımlardaki aşırı seçiciliği ve esnek yönetim sistemi.


akreditasyonlarımız
Horizon

Üniversite Rehberi

SOSYAL BAĞLANTILARIMIZ

Bizi sosyal medyada takip edin